8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Dünya’nın birçok yerinde coşkuyla kutlandı. Kadınlar Türkiye’nin birçok şehrinde olduğu gibi Kocaeli’de de eylemdeydi. Mücadelenin yanı sıra birçok kültürel ve sanatsal etkinlik de gerçekleştirildi.
Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde gerçekleşen “Kapalı Kapılar, Sessiz Mahkemeler” sergisi de bu etkinliklerden biriydi. Görsel İletişim Tasarımı 3’üncü sınıf öğrencileri Doğa Demirer, Deniz Aş, Zülal Koç ve Saba Belkıs Durgun’un hazırladığı sergi 6 ile 14 Mart arasında ziyaretçileri ile buluşurken etkinliğin mimarları serginin anlam ve önemini Kocaeli Postası’na anlattı.
Proje ödevi mücadele aracı oldu
Serginin Atölye Uygulamaları dersi kapsamında yapıldığını belirten öğrenciler bu serginin, kadınlara yönelik yaşanan şiddeti ve sonrasındaki süreçte adalet sisteminin çoğu zaman sessiz kalmasını ele aldığını söylüyor. Serginin amacı ise, bu konuda farkındalık yaratmak.
“Sergimizde birçok konuyu ele aldık. Çalışmalarımızdan bir tanesi, bana ait olan bina görünümündeki tasarımdı. Bu tasarımda yanan her bir pencere, Braille alfabesindeki bir harfin oluşmasını sağlıyor. Braille alfabesi, görme engelli bireylerin kullandığı bir yazı sistemi. Şiddet dediğimiz şey de hiçbir zaman görülmüyor maalesef. Hatta çoğu zaman görmezden geliniyor. Bu yüzden bu alfabeyi kullanarak görünmeyeni gösterebilmeyi istedim.
Binaların ışıklarında ‘Her Sessizlik Bir Işığı Daha Söndürür’ yazıyor. Sarı ışıklar, umudu ve direnci simgelerken; karanlıkta kalan pencereler, fark edilmemiş çığlıkları ve sessizlikleri temsil ediyor. Kırmızı pencereler ise maalesef, vefat eden kadınlarımızı temsil ediyor ve ‘sessizlik’ kelimesini oluşturuyor. Çünkü sessiz kalmak, bir hayatı daha karanlığa mahkûm etmek anlamına geliyor.”

“Tamamen çözüm olmasa da bir şey yapılmalıydı”
Atölye Uygulamaları dersi kapsamında neden böyle bir konu seçtiklerini sorduğumuzda ise son dönemde artan kadın cinayetlerine karşı farkındalık yaratmak için küçük bir adım atmak istediklerini belirtiyorlar. Tamamen bir çözüm olmasa da küçük bir farkındalık yaratmak istediklerini söylüyorlar ellerine böyle bir şans geçmişken.
Türkiye’de üniversiteli bir kadın olmanın ne gibi zorlukları olduğu sorusuna dair ise güvenceli yaşam talebini öne çıkartıyorlar. Öğrenci yurtlarının güvenlik sorunlarına dikkat çeken öğrenciler, kamera sistemlerinin yetersizliğinden, geç saatte tek başına yurda yürümekteki çekincelerden, erkek yurtlarına kıyasla daha sık görülen baskıcı uygulamalarından bahsediyorlar.
Belirli bir saatten sonra erkek öğrencilerin içeri alınmamasından dolayı kampüs içinde kendilerini güvende hissettiğini söyleyen öğrenciler kampüs çevresi içinse aynı şeyi söyleyemeyeceklerini ifade ediyor. Sorunların çözümüne dair ise şunları savunuyorlar:
“Güvenliğin arttırılması gerekiyor. Ancak bu yalnızca bir güvenlik sorunu da değil. ‘Doğduğun ev kaderindir’ derler. Ailelerin bilinçlendirilmesi gerekir ama aile de bir noktaya kadar belirleyici. Kadınlar, ailenin öğrettiği şeylerin mantıksızlığını da fark edebiliyor. Bu noktada da çeşitli adımlar atmak gerekiyor.
Ataerkil bir toplumda yaşıyoruz. ‘Erkekler her şeyi yapabilir’ denirken kadınların varlığı bile tartışmalara neden olabiliyor. Kökten bir problem var yani ortada. Belirli kalıpların dışına çıkan insanlar hor görülüyor. Baskı ve şiddet de beraberinde geliyor.”
“Mantıklı olan yurt dışı gibi görünse de önemli olan ülkemizi değiştirmek”
Genç kadınların yurt dışına gitmek istemesine dair ise bunun kolaya kaçmak olduğunu söyleyen öğrenciler, gidenlerin de kınanamayacağını ekliyor.
“Önemli olan kendi ülkemizde bir şeyleri değiştirebilmek. Şiddet dediğimiz şey her yerde var. Türkiye’de bu durum daha baskın olduğu için yaşamak daha zor ve bu yüzden insanların kaçmak istemesi doğal. Çünkü daha mantıklı geliyor. Bunun da bir sebebi vardır elbet. O ülkelerde aynı süreçlerden geçmiştir ve günün sonunda daha ciddiye alınmış belli ki. Ülkemde güvenli değilim demek yerine oranın kültürünü görmek için yurt dışına gitmeliyiz.”
Röportajı okuyacak insanlara ise şu sözlerle veda ediyorlar:
“Gerçekten bu ödeve önem verdik ve yalnızca bir proje ödevi olarak bakmadık. İnsanların görmelerini, etkilenmelerini hatta rahatsız olmalarını istedik. Çünkü bir şey canlandırması gerekiyor insanlarda. Bizim işimiz tasarım ve ses çıkartmak için tasarım yaptık. Kadına şiddet ve adalet sistemi ile derdi olan herkes kendi elinden gelen şeyi bir etkisi olmayacağını da bilse yapmalı.”